Modern psikoloji dünyasında yaygın bir ezber var: Bir semptom, kaygı ya da çökkünlük belirdiğinde ilk hedef çoğu zaman onu hızla “tedavi etmek”, yani susturmaktır. Oysa psikodiyalektik çalışma, meseleye bambaşka bir pencereden bakar. Ruhsal zorlanmaları bastırılması gereken bir “arıza” olarak değil; bireyin kendi hikâyesi ile içine doğduğu toplum arasındaki gerilimleri anlatan kıymetli bir dil olarak görür.…